HomeHaldun Gülerden ÖykülerBir Başkadır Benim Memleketim

Bir Başkadır Benim Memleketim

ÜLKEME AĞLIYORUM

“Hayat seni utandırmasın oğlum” dedikten sonra oğluna sarılırken;otuz yıllık esnaf, son yirmi iki yıldır da Belediye Pasajı’nda dayanıklı tüketim malları satan Güler Ticaret’in sahibi Ertan Bey’in mavi gözlerinden sevinç gözyaşları dökülmeye başladı..

 

Ertan Bey’in ardından karısı Öznur Hanım da oğluna sarılırken sevinç gözyaşları döküyordu.Oğullarını yurt dışına götürecek uçak havalanana kadar karı kocanın gözlerinden yaşlar süzülmeye devam etti.


Karı-koca yüksek lisans yapmak üzere yurt dışına giden oğullarını uğurladıktan sonra, arabalarına binerek havaalanından evlerine dönmek üzere yola çıktılar.Dönüş yolunda birkaç dakika süren sessizliğin ardından konuşmaya başladılar.


- Yıllar ne çabuk gelip geçti hanım.Bizim oğlanla, kızın oyuncakları paylaşamayıp kavga ettikleri çocukluk günleri, daha dün gibi hatırımda.


- Evet haklısın,yıllar su gibi akıp geçti.Onlar büyüdü,bizler ihtiyarladık.Tanrıma şükürler olsun ki,bize çocuklarımızın bugünlerini de gösterdi.
- Öyle,öyle şükürler olsun.Gerçi,ikisi birden yurtdışında olmayıp,birisi memlekette kalsaydı iyi olurdu ya ; lakin buna da şükür;onlar istikballerini kurtarsınlar,mutlu olsunlar da; biz hasretlerine katlanırız.
- Tabii,yeter ki onlar mutlu olsunlar.

Ülkenin önde gelen dayanıklı tüketim malları üreten endüstri firmalarından birisinin yirmi iki yıldır bayiliğini yapan otuz yıllık esnaf Ertan Güler, doğdukları günden itibaren çocuklarının, kendisi gibi esnaf olmalarını istememişti. Zaman zaman karısı ile çocuklarının gelecekleri hakkında konuştuklarında karısına :
“Esnafın ne bayramı var,ne seyranı var.Dükkan kapalı kalmasın diye doğru dürüst tatil bile yapamıyoruz.Sabah çöpçüyle kalkıp,gece bekçiyle yatıyoruz.Hayat mı bizimki Allah’ını seversen!.. Aman çocukları dükkandan uzak tutalım da,etki altında kalıp esnaf falan olmaya kalkmasınlar; maaşlı birer işleri olsun. Bizim gibi çekmiş! senetmiş! düşünmesinler, hayatlarında risk olmasın,aybaşı deyince maaşlarını bilsinler.” Demişti. Karısı da kendisi gibi düşündüğünden; ne kadar zor durumda kalsalar da, yardım için bile,çocuklarının dükkana girmelerini istememişlerdi.


Her insanda olduğu gibi Ertan Güler’in de gerçekleştirmek isteyip de, gerçekleştiremediği ve içinde uhde olarak kalan şeyler vardı.Bunlardan biri hatta en önemlisi, mühendis olmak isteyip de, olamamasıydı.Çocukluğundan beri hep Makine Mühendisi olup,çeşit çeşit makineleri sökmek, tamir etmek,hatta o makineleri üretmek hep hayallerini süslemişti.Ama ne yazık ki, kendisi gibi esnaf olan babasını küçük yaşta kaybettiği için; ortaokuldan sonra okulu bırakarak, babasından kalan dükkanın başına geçmek zorunda kalmış,bu yüzden mühendislik hayalleri de yarım kalmıştı.Ertan Güler’de,kendisinin gerçekleştiremediği bu hayaline ulaşmak için diğer anne ve babalar gibi davrandı : Çocuklarını mühendis olmaları için teşvik etti.


Ve bunda başarılı da oldu.İki çocuğundan kızı doktorluğu meslek olarak seçerken, oğlu, babasının istediği gibi mühendis olmuştu.Fakat,oğlu, mühendislik mesleğini sadece babası istediği için değil,kendisi de sevdiği ve istediği için seçmişti.Hatta oğlu,Ertan Güler’in hayal ettiğinin fazlasını gerçekleştirmişti.Ertan Güler, oğlunun mühendis olup kendisinin de bayisi olduğu endüstri firmasının fabrikasında çalışmasını hayal etmişti. Ancak,oğlu, ülkenin önde gelen üniversitelerinden birisini bölüm birincisi olarak,oldukça başarılı bir şekilde bitirmekle kalmamış; bu başarısından dolayı yurt dışında yüksek lisans ve doktora yapmak için burs da kazanmıştı.Dünyanın sayılı üniversitelerinden birisinde hem yüksek lisans ve doktora yapacak, hem de araştırma görevlisi olarak çalışacaktı.Bu nedenle oğlu, babasının hayal ettiği gibi, babasının bayisi olduğu endüstri firmasının fabrikasında sıradan bir mühendis olarak çalışmayı değil;yurt dışındaki, dünya çapında saygın bu üniversitede, saygın bir bilim adamı olmayı hedeflemişti.


Bir yıl kadar önce kızlarının evlenip,eşinin görevinden dolayı yurtdışına gitmesinin ardından,oğullarının da yüksek lisans için yurt dışına gitmesi, Ertan Güler’in ve eşinin mutluluklarını biraz buruk bir mutluluk haline getirse de; iki çocuklarının başarıları ile gurur duyuyorlardı.Ertan Güler, zaman zaman karısına, “Küçük bir tamirci dükkanı ile başlayıp, yıllarca esnaflık yaparak biri doktor,biri mühendis iki çocuk yetiştirmek her babayiğidin harcı değil hanım,öyle değil mi?” diyerek,çocukları ile gurur duyduğunu belli ediyordu.
Karı-koca oğullarını havaalanında yolcu ettikten sonra geri dönerlerken yolda, Ertan Güler karısına:
- Hanım,seni eve bırakayım da ben dükkana geçeyim.Bugün aybaşı, taksit falan getiren olur da,kaçırmayalım.
- Aman be! Şu halimize bak! Çocuklar esnaf olmasın dediğimiz kadar var hani. Oğlumuz yurt dışında saygın bir üniversitede burs kazanmış,yurt dışına gidiyor. Oğlumuzu yurt dışına uğurluyoruz,içimizde buruk bir sevinç.Ama bu buruk sevinci bile yaşamaya vaktimiz yok.Havaalanından döner dönmez,ben eve,sen dükkana. Hayat mı bu Allah’ını seversen !?


- Haklısın hanım,ne desen haklısın. İşte biz de bunun için, bunca yıldır çocuklarımız esnaf olmasın diye uğraştık.Şükür ki,olmadılar da; bari onları kurtardık!Zaten ben de dünyaya bir daha gelsem,kesinlikle esnaf olmam.
- Ben de dünyaya bir daha gelsem,kesinlikle esnafla evlenmem.Hatta seninle bile!
- Vay be! Demek ki, dünyaya bir daha gelip de esnaf olsak,seni de kaybedeceğiz ha!? Neyse hanım, ne yapalım buda bizim kaderimiz işte! Haydi bakalım sen eve,ben dükkana!..
Ertan Güler,karısını eve bıraktıktan sonra dükkanının bulunduğu Belediye Pasajı’na doğru yola koyuldu.Dükkanına geldiğinde kapıyı açarken,yine aynı pasajda çaycılık yapan Kahveci Fehmi, Ertan Güler’e seslendi:


- Ertan Abi,Allah kavuştursun.Haydi bakalım senin oğlan da yırttı!Darısı bizim çocukların başına.
- Sağol Fehmi’ciğim sağol.İnşallah senin çocuklara daha iyileri kısmet olur.
- İnşallah,inşallah.
Bu arada Ertan Güler’i gören Manifaturacı İrfan da seslendi.
- Allah kavuştursun Ertan Abi.
- Sağol İrfan’cığım sağol. Ne o ? Canın sıkkın gibi!
- Nasıl sıkılmasın abi.Biraz önce muhasebeci aradı.Bu yıl Hayat Standardı belli olmuş, dört buçuk milyar civarındaymış,vergisi de bir milyara yakın tutuyormuş.
Ertan Güler’in cevap vermesine fırsat kalmadan,Kırtasiyeci Bekir atıldı.
- Esnafın hayatımı kaldı ki,standardı olsun!Tatil deme,bayram deme,seyran deme, hastalık deme, çalış babam çalış! özel hayata vakit mi kalıyor ki!?Standardı olsun.
Vergi lafını duyan Ayakkabıcı Cemil de lafa katıldı.
- Bekir Kardeş,hayat standardı dedin de;gazetede ne yazıyor bak.Faiz geliri elde edenlerin elde ettiği faiz gelirleri kırk sekiz milyara kadar vergiden muafmış.
Bunun üzerine Kırtasiyeci Bekir,Ayakkabıcı Cemil’e cevap verdi.
- Sen esnaf olarak tatil deme,bayram deme,seyran deme, hastalık deme çalış! Çekiyle uğraş,senediyle uğraş!Adam çalıştır;elemanın maaşıydı,sigortasıydı, muhtasarıydı, vergisiydi hepsiyle mücadele et! İstihdam yarat,üret.Üretmenin, çalışmanın mükafatı (!) olarak ; hayat standardı deyip senin dört milyarlık gelirinin bir milyarını vergi olarak alsınlar! Faizcinin,tefecinin yan gelip yatıp, hiçbir şey üretmeden, paradan para kazanarak elde ettiği faiz gelirinden ise kırk sekiz milyara kadar vergi almasınlar, ne memleket ama be! Tefeciye,faizciye şapır-şupur! Esnafa yarabbi şükür!


Ertan Güler de lafa katıldı.
- Demek ki bu memlekette üretmeden yan gelip yatan ödüllendirilirken,üreten ve çalışan cezalandırılıyor.
Kırtasiyeci Bekir,Ertan Güler’e cevap verdi.
- Üretimi cezalandırdığımız için üretemiyoruz ama, bol bol tüketiyoruz evelallah! Ondan sonrada kriz niye oldu diye soruyoruz.Üretmeden tüketerek,üreteni de cezalandırarak,ülke olarak nereye kadar gideceğiz bakalım!?
Ertan Güler ve Belediye Pasajının diğer esnafları aralarında konuşurlarken, yan pasajda dükkanı olan Hırdavatçı Muhsin nefes nefese yanlarına geldi.Hırdavatçı Muhsin’in nefes nefese ve heyecanlı halini gören Kırtasiyeci Bekir,merakla Hırdavatçı Muhsin’e :
- Hayrola Muhsin! Ne oldu,niye telaşlısın böyle!?
- Sorma yahu! Büyük bir şirkete yüklü miktarda iki ay vadeli çek ile malzeme verdim. Beş ay geçti,hala çeki tahsil edemedim.
- Niye ödemediler peki?
- Niye olacak Bekir,istihkak alamamışlar,öyle diyorlar!Beş aydır oyalıyorlar.
- Çeki yazdırıp,avukata verseydin.
- Yazdırdık,verdik ama hala bir sonuç yok.Ama bizim malı aldığımız büyük toptancı firma bizim malı alırken verdiğimiz çeki yazdırdı da,icraya bile koydu.İcra memurları şimdi haciz için dükkandalar.
- Deme yahu!demek ki yasalarda güçlüden yana.
- Vallahi öyle.Alacaklı avukatı ile, al takke ver külah anlaştık da; beşyüz milyon şimdi vermem halinde, bir ay süre verdi.Bir ay sürede de kalan borcu kapatırsam, dükkandan mal kaldırmayacaklar.Bende de sabah sabah beşyüz milyon nerede olsun!?Hani sizlerde varsa üç beş günlüğüne...
- Tamam tamam anlaşıldı Muhsin kardeş...


Ardından Hırdavatçı Muhsin ile Kırtasiyeci Bekir pasajda bulunan bütün esnafı
dolaşarak zorda olsa beş yüz milyonu toparlayabildiler.Hırdavatçı Muhsin toplanan parayı icra için gelen alacaklı avukatına verdikten sonra Kırtasiyeci Bekir,Muhsin’in bozulan moralinin düzelmesi için teselli etmek amacıyla yanlarına çağırdı.Muhsin yanlarına gelince Ertan Güler:
- Demek öyle Muhsin Kardeş.İki ay diye verdin beş ayda alamadın ha...
- Öyle abi öyle...Baksana malımızla rezil olduk.Anlamadığım nokta; biz alacaklı olduğumuz firmanın çekini icraya koyduk,hala tahsil edemedik;bizim verdiğimiz çeki ise borçlu olduğumuz firma bizden sonra icraya koymasına rağmen,bizden önce icraya geldi. Bu nasıl adalet Ertan Abi,anlayamadım!?
- Zaten anlayabildiğimiz zaman,çağdaş bir ülke olmuşuz demektir Muhsinciğim.
Sözlerini bitirmesinin ardından okumayı seven,kendini yetiştirmiş,kültürlü bir insan olan Ertan Güler, Hırdavatçı Muhsin’e dönerek :


- Eee! Muhsin’ciğim bu işler böyle oluyor demek ki! İcat edildiği günden beri,para, tüm kapıları açan en iyi anahtar olmuştur. Yüzlerce yıl önce bir Çin Atasözü ne demiş bak:

 

“Davacı zengin,Davalı yoksulsa,
Zenginden yana işler yasa.
Davacı yoksul,Davalı zenginse,
Davalı da kalır yine nizalı arsa.
Davacı da,Davalı da Zenginse,
Davadan,özür diler,çekilir aradan kadı.
Davacı da,Davalı da yoksulsa;
Bak,sadece o zaman yerini bulur hak.”

- Haklısın Ertan Abi,haklısın.Dediğin gibi,biz gariban olmakla kafadan
Kaybetmişiz zaten!
Hareketli ve sıkıntılı geçen günün ardından Ertan Güler,akşam dükkanını kapatıp,
evine dönerken kendi kendine, “Şu esnafın haline bak; kimi vergisini ödeyemez,kimisi alacağını alamaz, kimisi icralık olur.stres,stres,stres!.. Allahtan bizim çocuklar esnaf olmadılar da, yurt dışına giderek istikballerini kurtardılar” diye söylendi.

Kızlarının ardından oğullarını da yurt dışına gönderdikten sonra,Ertan Güler ve eşi geçen günlerde bazen telefon ile bazen de internette chat yaparak çocukları ile haberleşiyorlardı.Zaman zaman karısı, Ertan Güler’e, “Bak, birde çocuklar bize bilgisayarı, interneti öğretirken ‘yok yahu çocuklar biz bunu öğrenemeyiz,bu saatten sonra bizden artık ne köy olur,ne kasaba’ diyordun, bak şimdi ne kadar işimize yarıyor;ne güzel, çocuklarla haberleşiyoruz.” Diyerek takılıyordu. Ertan Güler de karısına bilgisayarı göstererek,“Hanım insan bu mereti ilk gördüğünde çekiniyor ama,zamanla alışınca da başından kalkamıyor,bu arada sende ilk zamanlar bilgisayara bile dokunmaya korktuğunu unutma.”diyordu.


Karı koca günlerini bu şekilde geçirirken oğulları da yüksek lisans için gittiği ülkeye ve üniversiteye alışmaya çalışıyordu.Üniversitenin kampüsünün içinde bulunan lojmanlardan birine yerleşmişti.Yüksek lisans yaparken zaman zaman vakit buldukça kendi alanıyla ilgili, üniversitenin gerek yurt dışındaki,gerek yurt içindeki büyük endüstri kuruluşlarından aldığı “teknoloji üretme ve geliştirme” çalışmalarına katılarak maaşının dışında ek kazanç da elde ediyordu. Burs,maaş ve ek işten elde ettiği kazancının toplamı, bulunduğu ülkenin koşullarına göre fena sayılmayacak bir miktarı buluyordu ve zorlanmadan geçinmesine yetiyordu. Oğlu, anne ve babasına telefon ve internetteki sohbetlerinde zaman zaman ülkesi ile bulunduğu ülkeyi çeşitli alanlarda karşılaştırarak –olumlu yada olumsuz- farklılıklarını anlatıyordu.En son konuşmalarında baba-oğul yine iki ülkeyi karşılaştırıyorlardı.


- Baba, adamlar endüstri ile üniversiteyi müthiş derecede kaynaştırmışlar.Üniversite ile endüstri iç içe çalışıyor,biz sürekli endüstriye teknoloji üretiyoruz. Ayrıca adamlar kendi ülkeleriyle de sınırlı kalmıyorlar,dünyanın dört bi köşesindeki ülkelere teknoloji üretiyorlar.


- Vay be! adamlara bak yahu.Onlar aya biz yaya.Herifler habire üniversitelere teknoloji ürettiriyor,biz ise hala deneme yanılma ile üretim yapıyoruz.Zaten ürettiklerimizin çoğu da yurtdışından alınan patent yada teknoloji ile üretiliyor.


- Bende ufak ufak alınan projelerde görev almaya başladım baba.Birkaç projede daha çalıştıktan sonra,belki beni de proje üreten ekiplerden birisinin başına getirebilirler.


- İnşallah oğlum inşallah.
Baba,oğlu ile yaptığı sohbetlerin ardından, “Ülke olarak daha çok kat edecek yolumuz var” diye düşünüyordu.
Baba oğulun bu konuşmalarının üzerinden çok fazla zaman geçmeden,genç adamın tahmini gerçekleşti.Yüksek lisans yaptığı üniversitedeki proje hocası olan profesör bir sabah genç adamı odasına çağırdı.


- Özgür Bey bugüne kadar ki çalışmalarınızdan ve gösterdiğiniz performanstan oldukça memnunuz.Başarılı çalışmalarınızın ödülü olarak da sizi,üniversitemizin yurtdışından aldığı bir projeyi gerçekleştirecek ekibin başına getirmeyi uygun gördük.


Heyecandan ve sevinçten eli ayağı birbirine dolaşan genç adam,profesöre, “Teşekkür ederim,güveninize layık olmaya çalışacağım” diyebildi.Mutluluktan uçacak gibi olan genç adam, odadan çıkar çıkmaz telefona yönelerek anne ve babasını aradı.


- Merhaba anne, ne var ne yok?
- Sağol oğlum,iyiyiz,sen nasılsın?Sesin biraz heyecanlı geliyor!
- Heyecanlıyım tabi anne.Sonunda beni de üniversitenin gerçekleştirdiği projelerden birinin başına getirdiler.
- Çok iyi oğlum,çok iyi,gözün aydın.Hayırlı,uğurlu olsun.Dur babanı vereyim oğlum.
Kadın telefonu Ertan Güler’e verdi.
- Tebrik ederim oğlum,gözün aydın.
- Sağol babacığım sağol.Sonunda amacıma ulaştım.Üniversitenin yurt dışından aldığı, yeni bir teknoloji geliştirme projesinin sorumluluğunu bana verdiler. Ekibimle birlikte ileri teknoloji ile üretilecek yeni bir buzdolabı projesini gerçekleştireceğiz.
- Çok güzel oğlum,çok güzel.Hayırlı,uğurlu olsun. Sen bunun altından da kalkarsın, inanıyorum.
- Teşekkür ederim babacığım.Güveninize layık olup,sizleri mahcup etmemeye çalışacağım. Şimdilik kapatıyorum,daha sonra sizi tekrar ararım,hoşçakalın.
- Haydi, iyi günler oğlum,görüşürüz.

 

Takip eden günlerde genç adam, ekibi ile beraber büyük bir heyecan ve şevkle
Projesini gerçekleştirmek üzere çalışmalara başladı.Hem kendisine projeyi veren hocasına karşı mahcup olmamak,hem de kendisini ispatlamak için gece-gündüz,tatil demeksizin büyük bir hırsla çalışıyordu. Ekibindeki elemanları mesaisini bitirip gittikten sonra bile kendisi çalışmaya devam ediyor,çoğu zaman işyerinde sabahlıyordu.


Günler birbirini kovaladı,genç adam ve ekibi, beş altı aylık bir çalışmanın ardından projeyi tamamlayarak hocasına ve üniversiteye teslim etti.Proje,genç adamın hocası olan profesör ve üniversite tarafından çok beğenilmişti.Profesör,bir süre sonra genç adamı odasına çağırdı.


- Özgür Bey,gerçekleştirdiğiniz proje hem bizim tarafımızdan,hem projeyi sipariş eden firma tarafından çok beğenildi.Size bu titiz çalışmanızdan dolayı üniversitemiz adına çok teşekkür ederim.Bu başarılarınızın ileride de devam edeceğine inanıyorum. Bu başarılı çalışmanız için üniversite tarafından mükafat olarak, size dört maaş tutarında teşvik primi ödemeye karar verdik. Sizinle bundan sonra yeni projelerde de çalışmak istiyoruz ve başaracağınıza inanıyoruz.


- Çok teşekkür ederim efendim,bundan sonra da güveninize layık olmaya çalışacağım.

Genç adam başarı ile gerçekleştirdiği projeyi teslim ettikten sonra, üniversitede kendisini ispatlamanın rahatlığı ile daha zevkli,daha mutlu günler geçirmeye başladı.Bu projenin hemen ardından genç adama üniversite tarafından yeni bir teknoloji geliştirme projesi verildi.Genç adam kendisine verilen yeni proje ile ilgili evrakları almak için üniversitenin idari işler ofisine gitti. Yeni projesi ile ilgili evrakları almak için beklerken gözü bir ara, idari işler ofisinde masalardan birinin üzerinde bulunan bir yazıya takıldı.Dikkatlice bakınca bu yazının gerçekleştirdiği ilk projesi ile ilgili olduğunu gördü.Bunun üzerine genç adam, tüm dikkatini toplayarak meraklı gözlerle gelen yazıyı jet hızıyla okudu :

“Firmamız adına, üniversiteniz tarafından geliştirilen teknoloji ile ürettiğimiz Kartopu marka buzdolaplarına, tahminlerimizin üzerinde talep gelmiş ve hedeflerimizin üzerinde satış miktarına ulaşılmıştır.
Teknoloji geliştirme bedeli olan 250.000.-(İkiyüzellibin) dolar üniversitenizin banka hesabına yatırılmıştır.Bu başarılı teknoloji geliştirme çalışmasından dolayı üniversitenize teşekkür eder, şirketimizin bundan sonra da üniversiteniz ile işbirliğine devam etmek istediğini bildirir, saygılar sunarız.”

 

Yazının sonuna geldiğinde,tepesinden aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti ve gözlerine inanamadı, emin olmak için yazıyı tekrar tekrar okudu. Projesi ile ilgili yazı genç adamın kendi ülkesinden;ülkesinin önde gelen dayanıklı tüketim malı üreten bir endüstri firmasından geliyordu.Bu firma aynı zamanda genç adamın babasının bayisi olduğu firmaydı Evet,genç adam yanlış görmemişti;yazı kendi ülkesinden,babasının bayisi olduğu endüstri firmasından geliyordu.Genç adamın ekibi ile aylarca çalışarak gerçekleştirdiği teknoloji geliştirme projesi; kendi ülkesinin bir endüstri kuruluşuna, hem de babasının yıllardır bayiliğini yaptığı kuruluşa aitti.Hışımla ofisten çıkan genç adam, koşarak profesörün odasına yöneldi ve kapıyı çaldıktan sonra hızla içeri girdi.Genç adamı telaşlı ve heyecanlı bir halde odasında gören profesör de şaşırdı.


- Hayrola,Özgür Bey,biraz telaşlısınız !..Bir şey mi var?
- Sizinle özel bir konuda görüşmek istiyorum profesör.
- Tabi buyur,görüşelim.
- Biraz önce idari işler ofisinde istemeden projemle ilgili bir yazı gördüm.
- Yazının içeriğinde ne diyordu?
- Yazı, projeyi sipariş eden ülkeden geliyordu.Yani, benim ülkemden profesör!..
- Ne olmuş yani?Böyle imalı imalı konuşarak ne demek istiyorsun?Biraz daha açık konuş.


Genç adam,profesörün bu cevabının üzerine biraz daha heyecanlı ve sesini yükselterek konuşmaya başladı.


- Daha nasıl açık konuşayım profesör,benim ülkemin firmasından gelen proje siparişini bana yaptırıyorsunuz.
- Daha ne istiyorsun?Ülkene hizmet ediyorsun işte (!)
- Ben ülkeme hizmet ediyorum (!) ama,sizde benim ülkemin firmasından,hem de benim sırtımdan para kazanıyorsunuz.Bir taşla iki kuş vuruyorsunuz.
- Bak dostum burası yüz yıllık bir eğitim kurumu ve aynı zamanda bir müessese. Burada taşla kuş-muş! vurulmaz,burada bilim yapılır.Burada senin çalışman gibi teknoloji geliştirme çalışmaları;senin düşündüğün gibi para kazanmak amacı ile değil, insanlığa ve bilime hizmet amacı ile yapılır.Ayrıca senin ülkenin firması gibi firmaları biz bulmayız,onlar bizi bulurlar ve biz bu firmaların işlerini seçer alırız. Yani bizim yaptığımız teknoloji geliştirme çalışmaları bize değil,işini yaptığımız firmalara şeref kazandırır.Bilmem anlatabildim mi dostum!?
- ?....


- Şimdi gelelim madalyonun öbür yüzüne.Peki,bize bu çalışmayı sipariş eden senin ülkenin firması;neden senin ülkendeki bir üniversiteyi değil de,bizim üniversitemizi tercih etti?Bunun üzerinde hiç düşündün mü?
- Bilemiyorum profesör!..
- Anlatayım o zaman.Bak, ben senin ülkende akademik kariyerimin başlarında iken beş yıl kaldım.Yani senin ülkeni senin kadar olmasa da,az çok bilirim.O günden beri senin ülkende olanı biteni de az çok takip ederim.
Profesör, ayağa kalkarak masasının yanındaki evrak dolabından bir takım kitaplar ve dökümanlar çıkardı,bunları masasının üzerine açtıktan sonra tekrar genç adama döndü.
- Bak dostum burada senin ülken ve benim ülkemle ilgili birtakım rakamlar ve dökümanlar var,önce onlardan başlayalım....
Dedikten sonra profesör devam etti.


- Bak burada senin ülkende ve benim ülkemde bütçeden eğitime ayrılan miktarların yüzdesi var.Ne kadar biliyor musun?Benim ülkemde eğitime ayrılan miktar oransal olarak senin ülkendekinin beş katı.Yine benim ülkemde araştırma geliştirme harcamaları senin ülkenin kaç katı biliyor musun? Tam yirmi katı. Bugüne kadar benim ülkemde basılan kitap sayısı senin ülkendekinin kaç katı biliyor musun?
- ?...
- Yaklaşık oniki katı.Geçen yıl senin ülkenin en büyük üniversitesinin kütüphanesine ayırabildiği bütçe beşyüzbin dolar,bizim üniversitemizin kütüphanesinin geçen yılki bütçesi ise altmış milyon dolar.Geçen yıl benim ülkemin üniversitelerinde, senin ülkenin üniversitelerinde yayınlananın yaklaşık yirmi katı bilimsel makale yayınlandı. Eğitim ve bilimde durum bu olmakla beraber,savunma harcamalarında ise oransal olarak siz,bizim üç katımız harcama yapmışsınız! İki ülkenin, kişi başına düşen milli gelirlerini ise, hiç karşılaştırmayalım istersen( !)
- ?...
- Ancak,bazı konularda sizin hakkınızı yememek lazım (!) Çuvalla para harcayıp bir sürü havaalanı yaptırıp,kullanmamakta;makam arabası kullanmakta ve satın almakta sizin üzerinize yoktur(!) Dünya üzerinde en çok kamu inşaatını sizin ülkeniz yaptırır(!) Dünya üzerinde en fazla lojmana sahip ülkelerden birisi sizin ülkenizdir(!) Yine yıl içinde en çok tatil yapan ülkelerden biriside sizin ülkenizdir(!) Ayrıca dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip ülkelerden birisi sizin ülkenizdir(!) Ha birde, en uzun süre siyaset yapan politikacılara sahip olma dünya rekoru da size aittir(!)..


Dedikten sonra, profesör biraz soluklandı ve tekrar genç adama döndü.


- Uzun lafın kısası dostum, “bir ülkenin gelişmişliği,okullarının gelişmişliği kadardır.” Ne zamanki senin ülkende az önce saydığım har vurup harman savurma dünya rekorlarından vazgeçilir de eğitime, bilime,araştırma ve geliştirmeye benim ülkemdeki kadar para ve zaman ayrılırsa;senin ülkenin firmaları da teknoloji çalışmaları için bize gelmezler,kendi ülkelerinde yaptırırlar ; biz de o zaman bir taşla iki kuş vurmayız !..
Profesörün söyledikleri karşısında söyleyecek bir şey bulamayan genç adam,bir süre sessiz kaldıktan sonra profesöre :


- Anlaşıldı profesör,haklısınız.Müsadenizle çıkabilir miyim?
Diyebildi ve kendisini güçlükle dışarı attı.

Genç adam profesörün odasından çıktıktan sonra,üzerine çöken duygusallığa daha fazla direnemedi ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Bu arada idari işler ofisindeki görevli bayan masasına geldi ve genç adamın gözlerinden süzülen yaşlar kadının dikkatini çekti.
- Ne oldu Özgür Bey,gözleriniz neden yaşlı?
- Önemli bir şey değil,bende göz nezlesi var.Her yıl baharda böyle olur.
- Geçmiş olsun Özgür Bey.
- Teşekkür ederim.


Profesörün odasından çıktıktan sonra,üniversitenin idari işler ofisinden yeni projesi ile ilgili evraklarını alan genç adam,idari işler ofisindeki görevlilere; biraz rahatsız olduğu için bugün erken çıkacağını,ararlarsa lojmanında olacağını söyleyerek,idari işler ofisinden lojmanına doğru yorgun adımlarla ilerlemeye başladı.
Genç adam lojmanına doğru ilerlerken kendi kendine; “Babam,zaman zaman ne bitmez bir ülkeymiş be bizim ülkemiz! yiye yiye bitiremediler derdi.Demek ki,bitermiş... Bundan iyi bitmek mi olur!? Ülkende yetişen beyinlere sahip olma,yabancı ülkelere bu beyinleri kaptır; sonra o beyinlerde yabancı bir ülkede senin ülkene teknoloji üretsin ve senin ülkene satsın... Beyin senin,firma senin,para senin ama sen bunlara sahip olma ve elin oğluna kaptır! Profesörün dediği gibi ülkenin kaynakları soyulup,çar çur edilir,eğitime,bilime kaynak ayrılmazsa sonuçta olacağı da budur...” Diye söylendi.


Lojmanına girer girmez, genç adam sırt üstü yatağına uzandı.Uzun süre boş gözlerle lojmanın tavanını seyrederken,gözlerinden yaşlar süzülmeye devam etti.Genç adam uzunca bir süre yatağında uzandıktan sonra, kendini toparlayıp babasını arayabildi.


- Alo,merhaba baba.
- Merhaba oğlum,sesin kötü geliyor.
- Kötüyüm baba,hem de çok kötü.
- Ne oldu oğlum?Hayrola!Sesin niye ağlamaklı?
- Evet ağlıyorum baba, ülkeme ağlıyorum da onun için.
Genç adam bu konuşmanın ardından olanları babasına anlattı ve babasına :
- Yaa! işte böyle baba. Ne bitmez bir ülkeymiş be bizim ülkemiz,yiye yiye bitiremediler derdin her zaman!..
Oğlunu dikkatle ve sessizce dinleyen Ertan Güler,oğluna :
- Bitmiş oğlum,bitmiş de;demek ki bizim haberimiz yokmuş !..


Dedikten sonra, dolu dolu olan gözleri ile telefonu kapatabildi. Bu arada krize daha fazla direnemeyerek iflas edip,dükkanını kapatmak zorunda kalan Konfeksiyoncu Nuri üzgün bir halde içeri girdi.


- Haydi, Ertan Baba hakkını helal et,bizim esnaflık nasibimiz buraya kadarmış. Kapatıyoruz fakirhaneyi artık...
- Demek kapatıyorsunuz ha!.. Toparlayamadınız demek Nuriciğim?
- Nasıl toparlayalım Ertan Baba!? Atölyeyi açmak için yurtdışından aldığımız döviz kredisi mahvetti bizi. Krizden sonra kredi borcumuz üçe katlandı,işler ise üçte bire düştü,ondan sonra da kalk kalkabilirsen bu yükün altından.Elin ecnebisi anlar mı senin krizini-mrizini !?
- Ee! Sen ne yapacaksın bundan sonra?
- Bizim yanımızda yetişen bir arkadaş vardı,sonradan atölye açtı.Onun atölyede idarecilik yapacağım bir süre.Anlaşabilirsek de devam edeceğim.Ne demiş atalarımız Ertan Baba “Ne oldum deme,ne olacağım de.” Bizde ülkemizin ekonomisinin istikrarsızlığının kurbanı olduk.Bir zamanlar yanımızda çalışan elemanımızın yanında eleman olarak çalışacağız.
- Hayırlısı olsun Nuriciğim.Allahtan ümit kesilmez.

 

Konuşmalarını bitirmelerinin ardından Konfeksiyoncu Nuri ile Ertan Güler, birbirlerine sarılarak vedalaştılar.Biraz önce oğlu ile konuştuklarının ardından zaten yeterince duygulanan Ertan Güler,Konfeksiyoncu Nuri’nin durumuna da üzülünce,artık göz yaşlarına sahip olamadı. Dükkanın önünde esnaf arkadaşını uğurlarken bir taraftan da yaşlı gözlerini siliyordu.Ertan Güler gözyaşlarını silerken kendi kendine :
- Ne oldu benim ülkeme böyle? Mustafa Kemal’in yoktan var ettiği ülkenin insanları bunlara layık mı? Ülkenin aydınının kıymetini bilmez, yabancılara kaptırırız. Ülkenin esnafını yabancının verdiği krediyi ödeyemeyince batırırız...Oğlum doğru söylüyor,yiye yiye bitirdiler ülkemi,bitirdiler...

 

 

Ymm Haldun Güler'in Hayvan Sevgisi üzerine 2004 Yılında Yayınlanmış Yavru Güvercinler Adında bir Öykü Kitabı vardır.Ayrıca Basıma Hazır Bir Başkadır Benim Memleketim ve Nalbant Kamber Usta Adında 2 adet Öykü Kitabı daha Bulunmaktadır.

Hava Durumu

Partnerlerimiz

Online Ziyaretçiler

193 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Bize Ulaşın

0312-4390293

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Sancak Mah. 511.Sokak 8/3 Yıldız Ankara